Orhangazi Ultra Maratonu 2016

 

pic by https://www.facebook.com/jordisaragossa
pic by https://www.facebook.com/jordisaragossa

2014 yılında, henüz yeni yeni koşuya başlamışken 41km uzunluğundaki İznik Dağ Maratonunu koşarak hayatımın akışını değiştirecek olaylar zincirini başlatmış oldum. O güne kadar ki en uzun mesafemi yaparken tek düşündüğüm kendimi patikalarda koşarken ne kadar iyi hissettiğimdi. O günden sonra koşularım patikalara, mesafeler ultra maratonlara dönüştü. 2015 yılında sınırlarımı zorlayarak 80k Orhangazi Ultra Maratonunu ilk kez koştum. Yine en uzun mesafemdi ama bu sefer hissettiklerim farklıydı. 2015 koşusunu eski raporlarımdan okuyabilirsiniz. Bir daha bu kadar uzun mesafe koşmayacağım diye ağlayarak bitirdiğim yarışı oturup düşünüp sindirince 2016 kayıtları açıldığında ilk kaydolan ben olmuştum.

2015 yılı içinde koşulan farklı zorlu yarışların da kazandırdığı tecrübelerin eklenmesi ile hayatımda ve antrenman zihniyetimde yapılması gereken temel değişiklikler olması gerektiğini farkettim. 2016 yılı arttırılacak antrenman hacmi, daha düzgün ve düzenli beslenme alışkanlıklarının kazananılması ve en önemlisi daha akıllıca planlanan yarış programları hedefi ile başladı.

Bu doğrultuda Orhangazi Ultra Maratonu yukarıda bahsettiğim değişim sürecinin ilk ayağı olacaktı. Bu başlık altında 2016 yılı ilk çeyrek raporumu (evet kurumsalda çalışıyorum) hazırlık süreci, yarış anı ve sonrası değerlendirmeleri ile analiz etmeye çalışacagım. 2015 Ekiminde Gloria Ironman 70.3 yarış finişi ile başlayan ve gereğinden uzun süren dinlenme yeni yıl kararları ile tamamlandı.

2016 yılı yarışlarına hazırlık süreci:

  • Yarış planlama : 2014-2015 yılları açıkçası maymun iştahım nedeni ile ne bulduysam katılarak, antrenman programlarımı çorba ederek geçti. Tecrübesizlik işte! Akıllanıyorum ama. 2015 yılındaki birçok hedeften biri de UTMB CCC yarışı için puan toplamaktı. Eeee topladık puanları, kura da çıktı el mahkum çalışacağız artık. Bu doğrultuda çizilen plan, Nisanda mesafeye odaklanacağım antrenman süreci ile Orhangazi Ultra 80k +2500m,  Temmuz da olabildiğince kazanıma odaklanacağım Hornindal Rundt (Norveç)75k +5600m, ve kendimi iyi hissederek bitirmek istediğim Agustos’taki ana hedef UTMB CCC 101k +6100m.
  • Beslenme: Ne yaparsam yapayım üzerimden atamadığım kilolar, üzerine düşünmeye gerek bile olmayan bir sebep yüzündendi. Düzensiz ve bilinçsiz beslenme. Uzun zamandır araştırdığım Ketojenik Beslenme denilen karbonhidratsız yaşam şeklini benimseyecektim başka çare yok. Denemekten ne çıkar. Evet alkol de yok. İşte bu zor olacak.
  • Antrenman hacmi: Birkaç yıldır en yüksek yoğunluklu haftalarda bile 10 saati pek geçmeyen antrenman sürelerini arttırmam gerekli idi. Vede ormanda daha çok vakit geçirmem (yaşasın !!!).
  • Antrenman şekli: (Triatlon yok kafanı karıştırma kendi antrenmanlarına odaklan!) Yıllardır yapmadığım kuvvet antrenmanlarını yapmak, çapraz antrenman olmasının dışında bisiklete ağırlık vermemek, İznik’e kadar koşu mesafesine odaklanmak.

Peki yarış gününe gelene kadar neler oldu. Kendime verdiğim sözlerin ne kadarını tutabildim.

  • Beslenme: Son iki ay hiç karbonhidrat, şeker ve alkol tüketmeden yaşadım. Evet yaşanabiliyor. Ama adaptasyon süreci için en az 2 haftanızda başağrısı çekmeyi, müthiş bir enerji azalmasını, antrenman hacminin düşmesini kabul edeceksiniz. Sonuç mu? Sabrın sonu selamet. Yağ yakmayı öğrendiğiniz için sonsuz bir enerji kaynağına açılan kapılar, müthiş bir antrenman sonrası recovery hızı, günlük hayatınızdaki enerji, algı, odaklanma yeteneği artışı ve fazla kiloların dayanamayışı! Hala daha var ama onlar da gidecek!
  • Antrenman hacmi: 2016 yılı içinde 687km koşmuş, 885km bisiklet binmişim. Birde total süresini çıkaramıyorum ama son haftalarda haftada iki kez yaptıgım kuvvet antrenmanları. Yüksek yoğunluk haftalarında ortalama yaklaşık 65km koşmuş 50km bisiklete binmişim. Haftasonu uzunlarında ise en uzun 40km koşmuşum. haftalık ortalama 12-14 saatlere çıkmışım. Ama genele baktığımda istediğim kadar değil. En azından ortalama olarak yarış mesafemi koşabilmeliydim. Yarış öncesinde psikolojim “evet yaptın birşeyler ama itiraf etmelisin istediğin gibi çalışamadın o yüzden git ve elinden gelenin fazlasını yap” idi.
  • Antrenman şekli: Toplam mesafelere bakıldığında bisikletin benim için vazgeçilemez olduğu anlaşılıyor. Daha az emekle daha iyi bisiklet sürebiliyorum ama koşu için daha çok emek harcasam da istediğim gibi olmuyor demek ki yeterince emek harcamıyorum. Birde hep kolay yolu şeçiyorum:  daha çok bisiklete binmek  :(. Bu nokta kendime eleştiri içerir!! Çık koş, daha çok koş, koşmayı öğrenene kadar koş!

Peki yarış yolculuğu… Caner Odabaşoğlu’nun ricası üzerine iki misafirini Martine Nolan ve Agustine Reynaud ile paylaştığımız arabamıza aldık. Biri fotoğraflarını heyecanla takip ettiğim Jordi Saragossa çıkmasın mı 🙂 diğer yolcumuz ise Maratonlar, ultra maratonlar ve macera yarışları gibi hiç ilgimizi çekmeyen(!) konular üzerine kitaplar yazacak kadar tecrübeli Tobias Mews idi. Fıkra gibi bir yolculuk ve aydınlanma oldu.

IMG_3595
photo: ben
IMG_3590
photo: ben

Sonrası klasik, uzun zamandır görmediğim arkadaşlar ile sohbet muhabbet ve sarılmaca, çantaları hazırlayıp uyumaya çalışma ve ertesi sabah erkenden kahvaltı, otobüs ile Orhangazi’ye ulaşma start noktasında bekleşme.

Ve yarış startı…kafamda binbir düşünce yine gerilerde başladım. Yalnız koşmayı planlamıştım. Ancak start öncesi, Martine ile koşmayı planladığını bildiğim Agustine daha sakin bir başlangıç yapmak istediğini belirterek benimle koşmak istedi. İlk 4km yi benim tempomda sakin  bir şekilde geçtik. Bu noktadaki istasyonda durmadık. Kendimi çok iyi hissetmeye başlamıştım. Hava güzeldi, birebir istediğim gibi olmasa da iyi hazırlanmıştım ve yarışın iyi geçecegine inanmaya başladım. Yarışın 10. Kmleri civarı Agustine kendini iyi hissetmeye başlayıp hızlandı, bense tempomu korudum ve zeytin bahçelerinden yalnız ama keyifle geçtim. 19.km deki Sölöz istasyonunda da sadece suyumu doldurup oyalanmadan geçtim. Geçen sene Sölöz ve Narlıca arasında suyum yetmemiş ve çok problem yaşamıştım. Aynısını yaşamak kesinlikle istemiyordum. Ama bu sene  istasyonlarda hızlı hareket etmek, yarış içinde gereksiz oyalanmamak konusunda kendime söz vermiştim. Önceki yarışta tecrübesizlik ile kaçırdığım genel klasman üçünlügü iyi bir ders olmuştu.

fa30c4a1-3493-45ea-8968-094420f8ed6f
photo: organizasyon

Sölöz sonrası kendimi çok iyi hissederek, hemen istasyon sonrası dar patikaya girip yokuşu çıkmaya başladım. Kendim için iyi bir tempoda ve bildiğim yerlerde koşuyordum. Hızlı adım yürüyüş ve daha düz olan bölgelerde koşar adım. Bu bölümde çoğunlukla Seda Nur ve Borga ile koştuk. İniş dikleştikçe Seda hızlandı ve benden önce Narlıca’ya girdi. Sonra da ters yönden bana doğru koşarak gelene kadar hiç görmedim. O kısmı biraz sonra okuyacaksınız.

İnişi tamamlayıp Narlıca’ya gelmiştim. Kendimi çok iyi hissediyordum. Tanıdık güzel yüzler görmek de çok iyi geldi. Mavi Karga ekibi şahanesiniz! O noktaya kadar kendi yapmış oldugum enerji barları ile beslenmiştim. (Yakında tarifleri de blogda paylaşmaya başlayacagım).  Burada bir muz yedim ve çorba içtim. Noyan’ın doldurduğu suyumu da alıp oyalanmadan istasyondan çıktım.

6432edd4-0eed-46c4-86d1-3c074c96effb
photo: organizasyon

Bu noktadan sonra bilinmezlik başlıyordu. Parkura yeni eklenen bölümü biliyordum ama bize ne zorluklar çıkaracagı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Düşüncelere dalarak yokuşu çıkmaya başladım. Bu noktaya kadar işaretlerde sorun yaşamadım güzelce takip ettim derken karşıdan, ters yönden koşarak gelen bir grup yarışmacıyı gördüm. O an farkettim ki uzun süredir işaret görmüyordum. Tamamen kendi hatam. Önümde gördügüm yarışmacıları değil işaretleri takip etmeliydim! yarış sonunda hesaplayabildiğim şekli ile 1.65km boyunca boşuna yokuş çıkmıştım şimdi bir okadar da fazladan inecektim!!!! Kaybolmaktan nefret ediyorum. Bir kere Çekmeköy yarışında kaybolmuştum. Moral ve motivasyonumu çok düşürüyor ve o günden sonra hep çok dikkatli davrandım taki bugüne kadar. Kendimi bu kadar iyi hissettigim bir anda, yarış içinde de kendimi korumak istedigim bir sıralamada iken güm diye inen en az 25dk kayıp! Kendimi, motivasyonumu yıkacak düşüncelerden uzaklaştırmaya çalışarak kaçırdıgım yol ayrımına geri geldim. Aşagıya dimdik inen dar patikayı kaçırmıştım. Birkaç metre ilerledikten ve ilk yuvarlanmamı gerçekleştirdikten sonra yeni eklenen bölümün tahminimden çok farklı olacagını da anlamam moralimi iyice bozdu. Yarış planlarım zaten kayıp km ler ile şaşmıştı şimdi de bu! Olacak iş degil! Kendimi dallara tutunarak zar zor aşagı indirirken bu bölümde bana çok destek olan Bilal ve Hüseyin abi ile denk geldik. Onlarla sohbet etmek iyi gelmişti. Kafamdaki olumsuz düşünceleri ve yavaş haraket ediyor olmanın getirdiği gerginliği üzerimden attım ve bulundugum şahane patikanın tadını çıkarmaya başladım bir süre sonra da onları geride bırakarak kendi tempomda koşmaya başladım. Yeni eklenen bölüm beni hazırlıksız yakalamıştı ama zevk almayı ögrenmiştim. Tek sorun kaç km kaybolduğumu bilmiyordum. Saatim Müşküle istasyonunun olması gereken kmyi gösteriyodu ama yakınlarda olacak gibi de değildi. Önümde daha ne kadar yol var bilmiyordum ama yine de motivasyonum geri gelmişti. Düşüncelerimi degiştirebildiğimi görmenin mutlugu ile Müşküle’ye girdim. Suyumu doldurdum. Yolda tuz haplarımı kaybettiğim için tuzlu birşeyler aradım. Organizasyondan değil de oradaki köylülerin bıraktığı zeytinlerden yedim ve istasyondakilere teşekkür edip ayrıldım. Ama Nur Çubuk’un bana söylediği 3. kadınsın lafına takılmıştım. Mümkün değildi. Kaybolduğum sırada herkes beni geçmiş olmalıydı ve en önemlisi kaybolmadan önce bile 3. sırada değildim. Birine birşey mi olmuştu. Hemen Martine aklıma geldi. İlk defa telefonuma uzanıp istasyon geçişlerine baktım. Evet hala oradaydı, kimseye birşey olmamıştı ve ben elbette 3. kadın değildim. Herkesin iyi olduğundan ve devam ettiginden emin olduktan sonra yoluma koyuldum.

Müşküle sonrası zaten 50km koşmuş bacaklar için yorucu olmalıydı. Ama yorgunluktan, halsizlikten eser yoktu. Bu değiştirdiğim beslenme düzeninin ve antrenmanların faydasını görüyor olduğumun kanıtı idi. Bu noktalarda kah beraber kah ayrılmalı yarışta tanıştığım Cumali ile koştuk. sohbet ile kafam dağılsa da yolunda gitmeyen birşeyler vardı. Kayıp kmler, bir yuvarlanma ve zorlu inişler, motivasyonu yükseltme çabaları derken ilk defa vucudumu dinleyecek boşluk bulmuştu beynim ve bileklerim ile dizlerimdeki tıkırtıları küçük küçük işledi. Süleymaniye istasyonuna 5km kala kendimi acıdan yürüyemez halde buldum. Küçük küçük ilerlemeye çalışırken yarışın başında ayrıldığımız Agustine ile yeniden karşılaştık. Onun da dizleri çok ağrıyor ve zar zor hareket edebiliyordu. Birbirimize destek olup Süleymeniye’ye kadar ulaşmaya karar verdik çünkü ikimiz de artık bırakmaktan bahseder olmuştuk. Henüz yarışın bitmesine 30 km vardı ve bu halde 10km bile olsa yürüyerek bitirmemiz imkansız görünüyordu. İkimiz de ağrı kesici almanın iyi olacağını düşünüp birer tane içtik. İlk defa bir yarışta bu kadar kötü hissediyordum. Hareket etmemi engelleyen acılar olmasa enerjim ve kondisyonum yarışı bitirmeme hatta iyi şekilde bitirmeme yeterli idi. Önce beni Derbent de karşılayacak olan arkadaşım Şeyda Erkahraman’ı aradım. Beni çok bekleyeceğini yada Süleymaniye’ye gelip beni almasının daha iyi olacağını söyledim. Kararımı düşünmem gerektiğini Süleymaniye’den tekrar aramamı istedi. Sonra o saatlerde nasılsa yarışını bitirmiştir bana akıl fikir verir diyerek Aykut Çelikbaş’ı aradım. Sonradan öğrendim ki o da o saatlerde yeni bitiriyordu ve aradığımı görmemişti. aradığım cevabı kimseden bulamayınca artık ağlamaklı olmuştum. Annemi aradım. Şaşırtıcı bir şekilde bana bırakmamam gerektiğini, yapabilecegimi söyledi ve telefonu kapadı. Çok şaşırmıştım. Anne sonuçta çocuğunu ağlarken duyup devam etmeye ikna etmesini hiç beklemiyordum. Aksine  bırakmak için ikna olmak için annemi aramıştım çünkü kendim bu kararı birtürlü veremiyordum. Kafamda binbir düşünce Süleymeniye’ye girdik. Ben hemen sağlık ekiplerinin yanına gidip dizlerime ve bileklerime soğuk sprey sıktırdım. Oturmak istemiyordum. Oturursam kalkamayacağımı biliyordum çünkü. Oradaki ekip kendi peynir ekmeklerinden bize sandviç yapıp verdiler. O kadar iyi gelmişti ki. Yavaş yavaş kendime devam etmem gerektiğini ögütlemeye başladım. Eğer bu yarışı bitiremez isem iki senedir hayalini kurduğum, uğruna onca sert yarış koştuğum CCC ye gitmeye yeltenemeyeceğimi biliyordum çünkü. Henüz bu noktada pes ediyor isem CCC benim neyime idi….beynimde ışık çaktıran bu korkunç senaryoya izin veremezdim….devam edecektim…Agustine’e ben gidiyorum dedim. sonuncu da olsam, tüm yolu yürüyecek de olsam, 16 saatten fazla sürede de bitirecek olsam bitirecektim….o da tamam dedi ve benimle birlikte yola çıktı. İlk adımlardan sonra ikimizinde neşesi bir anda yerine geldi çünkü kararımızı vermiştik. Ne olursa olsun bu yarışı bitirecektik. Hatta keyfini çıkaralım nasıl da güzel bir manzara..Uludağ üzerinden güneş batıyordu…

852e0375a82968bd32460fd275904b20
photo: ben…arkamızdaki Uludağ’ı kimse göremeyecek olsa da biz orada olduğunu bileceğiz..

Uzun, dayanıklılığa dayalı yarışlarda, insanın mental eğitimi fiziksel eğitiminden daha önemli bir rol oynayabiliyor. Akıl oyunlarınıza yenik düşmeyeceksiniz  işte…neden mi böyle söylüyorum çünkü devam etme kararı aldıktan 100m sonra açılan bacaklarım ile son 25km yi koştum da ondan. Yarış gününden sonra birkaç gün yürüyemedim evet ama beni sakatlığa sürükleyecek bir arıza yok. Augustine de koştu hatta ona yetişemedim. Derbent öncesi ormanlık patikada ilk defa tek başıma zifiri karanlıkta koştum. Bu andan itibaren yarışı bitirmeme engel olacak birşey yoktu çünkü. Kendimi inanılmaz derecede iyi ve motive hissediyordum. Ama Aykut iyi ki telefonumu duymamış ve bana ileriki km lerde de neler değiştiğini söylememişti. Derbent istasyonuna geldiğimde beni bitik halde görecegini düşünen Şeyda’yı çok şaşırtmıştım. Daha o hazırlanamadan istasyondan çıkıverdik. Geçen sene tam tabiri ile süründüğüm son 15km lik Derbent-İznik arasını koşarak indik. Hiç durmadık. Artık iyice açılmıştım. Yarış bitiyordu evet bitiyordu…yolda duran jandarmalar sürekli sonuncu siz misiniz dese de umrumda değildi… yarışta iki kere demotive olmuş ama geri dönmeyi başarmış ben, fiziksel acıları bile örtbas etmeyi başarmış ben mutluluktan uçarak finişe gidiyordum. Annemi aradık. Son iki km kaldığını ona mutluluk çığlıkları ile söyledik. O da bana hiç beklemediğim bir haber verdi. Yarış boyunca herkesin önde olduğunu düşünmüştüm ama değilmiş hatta iki kişiyi o hızla inerken Derbent sonrası geçmişim ve bu bana genelde 5.lik, yaş grubumda da 3.lük kazandıracak bir derece olmaya gidiyormuş. Bu motivasyon ile daha da hızlı koşmaya başladık. Sanki yarışa yeni başlamış gibi hissediyordum. Sonra son dönemeç ve Çamlık otel’in önünden geçerken insanların çoşkulu alkışları, beni finişte bekleyen arkadaşlarım…ve finiş…geçen sene çok yorgun, bitkin ve koşudan nefret ederek geçtiğim finişten bu sene yaşadığım onca şeye rağmen kendimle gurur duyarak çok güçlü ve iyi hissederek geçtim. 13 saat 16 dakika da.

İstediğimizi yapabilecegimiz güç içimizde yeter ki inanmaya devam edin…Bekle beni CCC seni de yeneceğim…..

Yıl başında aldığım kararları uygulamak kesinlikle işe yaramıştı. Kendimde olmadığını düşündüğüm daha içten gelen güçü de keşfedebildiğim için benim adıma müthiş tecrübelerle bitti Orhangazi Ultra 2016. Emegi geçen herkese teşekkür ederim. bu senenin kazandırdıkları ve kazandırcaklarını da ekleyerek seneye yine orada olacagım.

IMG_3742
photo: Aykut Üsündağ

Yarış sonrası değerlendirme :

  • Beslenme: Kendi hazırlamış olduğum enerji barları ve masalardan yediğim doğal gıdalar dışında herhangi bir yapay gıda ile beslenmemiş olmanın verdiği mutluluğu anlatamam. Enerjim hiç düşmedi. Hiç mide problemi yaşamadım. Düzgün beslenme kararımın çok iyi olacagını biliyordum zaten ve ilk yarışta da bunu çok iyi tecrübeledim.
  • Antrenman hacmi ve antrenman şekli Çık koş, daha çok koş, koşmayı öğrenene kadar koş!
  • Yarış programı: Yakın çevremdeki tecrübeli Ultra maratoncuların da uyarıları ile Temmuz ayındaki neredeyse CCC kadar zorlu olan yarışı programımdan çıkarmaya karar verdim. Tek bir hedefe odaklanmalıyım.

Beni Agustos ayına kadar hacmi yüksek ama keyifle yapacagım koşular bekliyor. Agustos sonrasına ise hiç plan yapmadım. CCC den nasıl çıkacagımı inanın bilmiyorum.

Hepimiz için iyi şeyler diliyorum. Bir sonraki yarış raporumda da güzellikler anlatabilirim umarım.

 

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s